Görünmek mi gözükmek mi?

Değerli okuyucularım,

Bugün sevgili Melis Gülce’nin sorusunu cevaplamaya çalışacağım. Diğer sorularınız da sırada. Son haftalarda sizleri biraz ihmal etmiş bulundum, sessizliğimi mazur göreceğinizi ümit ediyorum.

Sevgili Gramer Abla,

İnsanların çoğunda yanlış olduğunu düşündüğüm bir kullanım.Söz konusu olan gözükmek ifadesi bana öncelikle itici geldiğini söylemeliyim.Size göre hangi kullanım doğrudur.Şimdiden teşekkür ederim.

Sevgili Melis Gülce,

Haklı bir soru. Bazı kelimelerin “ses”leri bazen bize itici gelir. Hatta aramızda “fagot”, “zigon” gibi kelimelerle “küfür gibi kelime yahu!” diye dalga geçtiğimiz de olmuştur. Bu “iticilik” muhtemelen “z” ve “k” harflerinin sertliğinden kaynaklanıyor. Bir de kulağına bozulmuş bir kelime gibi geliyor olabilir. “Gözükmek” bana da hep tuhaf gelmiştir.

Ama aslında “Gözükmek” yanlış değil, hatta “görünmek”le eş anlamlı. Aralarında ince bir fark var, o farkı tarif etmek de zor. Şöyle bir örnekle düşünelim:

– Nasıl görünüyorum?
– Çok güzel Melisciğim, kesin bunu giy. Acaba bir de kırmızı ayakkabıyla mı denesen?
– Yok, onları bir daha giymem, tövbe! Onları giyince palyaço gibi gözüküyormuşum, Zeynep öyle söyledi.
– Hiç güleceğim yoktu, renkli ayakkabı giyen palyaço mu oluyormuş? Bana hiç öyle görünmüyorlar valla tatlım, o Zeynep de kendine baksın önce.

Burada dikkat edersen Melis’in sorduğu ilk soru, kendi perspektifinden soruluyor. “Nasıl görünüyorum?”, yani dışarıdan bakanlar beni nasıl görüyorlar? Bence “görünmek” fiilini çoğunlukla birinci şahıs bakış açısıyla kullanıyoruz. “Gözükmek” ise daha genel bir bakışı hatırlatıyor, öznenin belirsiz olduğu durumlara daha çok yakışıyor. Bu çok ince bir nüans ama üzerine düşünmek eğlenceli.

Öte yandan “görünmek” fiilinin daha geniş bir anlam yelpazesi var. “Öyle görünüyor ki…” diye başlayan bir cümle, bir durumun bizde uyandırdığı izlenimi ifade eder mesela. Soyut bir izlenimden bahsederken “gözükmek” diyemeyiz, çünkü “gözükmek” daha somut bir görme eylemine işaret ediyor. “Altındaki düşüş devam edecek gibi görünüyor” diyebiliriz ama “gözüküyor” dersek yanlış olur.
“Görünmek” fiilinin başka bir anlamı da korkutmak, gözdağı vermek için karşısına çıkmak. Yani mesela bir müdür, çalışanlarının performansından memnun değilse, “ben gidip şunlara bir görüneyim” diyebilir.

Umuyorum yardımcı olabilmişimdir. Bu arada sana bir küçük uyarıda bulunmadan edemeyeceğim: Bilgisayar klavyesinde yazarken noktalama işaretlerinden sonra bir boşluk bırakmayı lütfen ihmal etme. Yazıp silerken bazı kelimelerin arasında birden fazla boşluk kalabilir, buna da dikkat edebilirsen yazdığın epostalar veya yazılar çok daha düzenli görünür (yoksa gözükür mü demeliydim? ha ha ha). Bir de soru cümlelerinin sonuna soru işareti koymak gerekir.
Sorularını her zaman beklerim.

Sevgiler,
GA

Sosyal mi toplumsal mı? Politik mi siyasi mi?

Sevgili okuyucularım,

Gelen bütün sorulara yetişemiyorum, lütfen darılmayın.

Bu soruya öncelik vermek istedim çünkü benim de vaktiyle çok kafamı kurcalamış bir konu. Çözdüğüme inanıyorum. Ah, afedersiniz, önce soru tabii:

Gramer ablacım,

Öncelikle kendimi sana çok yakın hissettiğimi ifade etmek istiyorum. Sanki ben yazıyormuşum gibi… Mesela bloguna ilk baktığımda bütün gün kafamı kurcalayan teşekkür etme konusuyla ilgili yazdıklarını okuyup sevinmiştim. Bir süredir yazmıyorsun. Lütfen yazmaya devam et, ekşi de çok bozuldu, sosyal medya desen başka bir alem… Bizi güzel yazılarından mahrum bırakma lütfen.

Sosyal demişken, benim sorum bu kelimeyle ilgili olacak. Daha doğrusu, “sosyal” ve “politik” kelimelerini ne zaman tercih edeceğimi sanki seziyorum da… tam emin olamıyorum. Yani ne zaman sosyal, ne zaman toplumsal demeliyim? Veya politik/siyasi? Bu konuda bana bir yol gösterirsen çok sevinirim.

Cevabın için şimdiden teşekkürlerimle,

XXX (kim olduğumu anlayacak mısın çok merak ediyorum)

Sevgili XXX,

Kim olduğunu anlamadım ama iltifatların için teşekkür ederim. Fırsat buldukça yazmaya çalışıyorum.

Yukarıda da yazdığım gibi bu özellikle sevdiğim bir konu! Daha önce de şapka meselesiyle ilgili yazarken bu tartışmayı başlatacağımın sinyallerini vermiştim. Eski kelimeler ve yeni sözcükler arasında nüansların oluşmasından bahsediyorum. Burada ise benzer bir durum batı dillerinden geçmiş kelimelerle Türkçe kelimeler arasındaki nüansla ilgili. Hatta buna artık nüans demeyeyim: Eşanlamlı gibi görünen, farklı anlamlara gelen kelimeler diyeyim bunlara.

Gazete yazılarında, makalelerde, hatta Türkçe yazılmış teorik metinlerde şu türden cümlelere rastlıyoruz: “Sosyal ve politik atmosfer” veya “Dönemin sosyal ve politik koşulları”, “sosyal sınıf” vb.

Ben sana en iyisi bu kelimelerin ne anlama geldiğini düşündüğümü anlatayım biraz:

SOSYAL: İnsanlarla birlikte olmaya dair, bir şeyi kamuya açık, diğer insanlarla paylaşacak şekilde yapmaya dair çağrışımları var bende. Aklıma gelen doğru kullanım örnekleri: Sosyal medya, sosyal bir insan, sosyallik, sosyal dünya, sosyal faaliyet…

TOPLUMSAL: Topluma ilişkin, toplumla ilgili. Yani, toplumsal yapı, toplumsal sınıf, toplumsal cinsiyet (gender’ın Türkçesi olarak kullanılıyor, örneğin cinsiyet olarak kadınsın ama çok kısaca söylemek gerekirse bu kadınlığın nasıl bir kadınlık olduğu içinde yaşadığın toplumun yapısıyla belirleniyor, gibi).

POLİTİK: Gündelik politikaya ilişkin, kişinin belli durumlar içinde nasıl tavır aldığıyla, nasıl bir politika izlediğiyle ilgili. Ben “politik”i nedense daha ziyade kişisel ölçekte kullanmayı tercih ediyorum. “Politik görüş”, “politik duruş” bana doğru gelen kullanımlar. Fakat kelimenin aslen birinci anlamı olan “siyasete ilişkin” için “siyasi” karşılığını tercih ediyorum. Sondaki “i”nin üzerinde inceltme işareti yok çünkü burada Arapçadan nispet ekine TDK’ya göre şapka konmuyor. Ayrıca “siyas” diye bir kelime olmadığı için onun -i haliyle karışacak değil. Bir de kelimenin ikinci anlamı var: “Politik bir tip” dediğin zaman mesela, içinde bulunduğu ortamdaki görüşlerle çatışmayan, rengini çok da belli etmeyen, uzlaşma yanlısı bir insanı anlayabilirsin.

SİYASİ/SİYASAL: Siyasete ilişkin, evet, açık anlamı bu. Benim kafamda daha geniş anlamıyla, geniş coğrafyalara yayılan siyasetlere ilişkin anlamını daha fazla taşıyor. Örneğin “içinde bulunduğumuz siyasi ortam”, “siyasi yapı”, “siyasi koşullar”, gibi.

İlk verdiğim örneğe dönecek olursak bence “Dönemin toplumsal ve siyasi koşulları” demek gerekiyor, veya “hem toplumsal hem de siyasal anlamda” diyebiliriz. Burada “siyasi” ile “siyasal” arasındaki tercihi tamamen kulağa nasıl geldiğinden hareketle yaptığımı fark ediyorum.

Umuyorum yardımcı olabilmişimdir. İnsan yazarken kendi fikrinin de zannettiği kadar keskin olmadığını anlıyor. Tartışmak istersen yorumlar bölümünden devam edebiliriz.

Tireler, tireler, tireler

Sevgili okuyucularım,

Kısa çizginin kullanımıyla ilgili türlü türlü sorular alıyorum. Burada üç takipçimin mektuplarını alıntılayarak konuya açıklık getirmeye çalışacağım.

sevgili gramer abla,

son zamanlarda blogun çok sessiz. herhalde çok meşgulsün.
benim kısa bir sorum olacak, uygun olduğunda yanıtlarsın.
metinlerde yeme-içme, kültür-sanat, neden-sonuç gibi ikilemelerin arasına tire koymak gerekiyor mu?

yardımın için teşekkürler,
ceren.


Sevgili Ceren,
Karşıtlık içerecek şekilde iki kelimenin yan yana getirildiği durumlarda “kısa çizgi” olarak bildiğimiz “hyphen” işaretini kullanmak gerekiyor. Ayrıca örneğin “ulus-devlet”in yazılışında da bu çizgiyi kullanmayı öneriyorum. Verdiğin örneklerin tamamı için de bu yaklaşım geçerli. Hepsi kısa tireyle yazılmalı.

Gramer Abla, tire arasına alacağım cümleciklerden önce ve sonra hangi tireyi koymalıyım hiç bilemiyorum. Word’de kısa çizgi koyduğum zaman otomatik olarak uzuna çeviriyor ama sadece başa koyduğumu. Sondakini bırakıyor. Ne yapmalıyım?
Teşekkürler,
Alara

Sevgili Alara,
Benim de uzun zaman kafamı kurcalamış bir konudur bu. İngilizce kitaplarda, dergilerde “uzun” dediğinin daha da uzunu olduğunu gördüğümde şaşırmıştım. Bunları şöyle sıralamak mümkün:
Kısa tire (hyphen)
Orta tire (n dash — yani “n”harfi uzunluğundaki çizgi)
Uzun tire (m dash — yani “m” harfi uzunluğundaki çizgi)

Ben Türkçe yazarken araya sıkıştırmak istediğim ifadeyi –yani mesela bu parçayı– gördüğün gibi iki orta tire arasına alıyorum. Dikkat edersen, tireleri ayırdığım ifadeye bitiştiriyorum. Diğer türlü uzun cümlelerde okumayı zorlaştırdığını, “şimdi hangi ifade iki tire arasındaydı?” sorusunu sordurduğunu düşünüyorum.

Türkçede “m dash” olan şu uzun tire sadece diyalog yazarken satır başlarında kullanılıyor –ki bu da yayınevinin kurallarına göre değişebilir. Bence kısa olmamalı, orta veya uzun olması makul geliyor. Bu arada “ki”yle bağlanan ifadeyi nasıl yazdığıma da dikkatini çekerim. Cümlenin sonuna eklenen başka bir cümlecik olduğunda, bu kısım hem cümleden kopsun hem de bağlı kalsın istediğinde bu şekilde yazabilirsin. Cümle bitiminden sonra boşluk, tire yine eklenen parçaya bitişik.

Merhaba,
Benim sorum kısa çizgilerle ilgili olacaktı. Tarih veya saat aralığı belirtirken “-” mu kullanmalıyız yoksa “–” mı?
Teşekkürler,
D.

Sevgili D.,
Bu konuda kesin bir kural yok. Benim tercihim aralık belirtmek istediğim durumlarda “–”, yani orta tire kullanmak yönünde. Fakat başka güvenilir başvuru kaynakları bu iş için de kısa tire kullanmayı öneriyorlar. Kısa tirenin bildiğimiz satır bölme, kelime heceleme, ek veya mastar önüne gelme vb. işlevleri dışında bir de beraberlik veya karşıtlık belirtmek üzere yan yana getirilmiş kelimelerin arasına girme huyu var yukarıda da belirttiğim gibi. Benim gözüme orta tire daha doğru görünüyor.

Orta tireyle:
18.00–20.30
14–22 Şubat 2013

Kısa tireyle:
18.00-20.30
14-22 Şubat 2013

İsterseniz bu konuyu oylamaya açalım:

Fakat “1-2 tane”, “8-10 kişilerdi” gibi kullanımlarda yine kısa tire kullanmak gerekiyor. Burada verdiğimiz şey bir başlangıçla ve bir bitiş noktasıyla belirlenen bir aralık değil.

Şunu da eklemek isterim: Eğer bir yayıncıyla beraber çalışıyorsan veya bir kurum için bir metin kaleme alıyorsan bu yayınevinin veya kurumun kurallarına uyman gerekecektir.

Doğru Türkçe kullanımını önemseyen sevgili okuyucularım, tire kullanımıyla ilgili daha fazla bilgi edinmek veya tipografik hassasiyetlerinizi geliştirmek isterseniz internette kolayca erişebileceğiniz pek çok kaynak var. Bunlardan biri de Grafikerler Meslek Kuruluşu’nun sitesindeki eski tarihli yayınlar. Mesela şurada kısa ve faydalı bir okuma var.

Türkçede düzeltme işaretinin kullanımı: Şapka meselesi

Sevgili okuyucularım,

Son zamanlarda sizleri ihmal ettim. Eh, sorular da birikmiş. Bunları konu başlıkları altında derleyerek yanıtlamaya çalışacağım.

Türkçede düzeltme ve inceltme işaretlerinin kullanımıyla ilgili çok sayıda soru alıyorum. Bu konuda yazmadan önce internette de kısa bir araştırma yaptım ve gördüm ki tartışmalar genellikle “kar/kâr”, “hala/hâlâ” ayrımlarına saplanıp kalmış. Bir de tabii “şapkalar kalkmamış mıydı yahu?” diye soranlar, bu işaretlerin kullanımını muhafazakâr veya “gerici” bulanlar, “biz bu kelimelerin nasıl okunduğunu biliyoruz zaten, o zaman işarete ne gerek var?” argümanını savunanlar var…

Şapkanın işlevi, kullanıldığı sesli harfi uzun ve bazı durumlarda bu harften önce gelen sessiz harfi ince okutmaktır. Ama bu tartışmayı sürdürenlerin bu apaçık işlevden zaten haberdar olduklarını varsayıyorum.

Bence bu tartışmaya fonetik ekseninde yaklaşmak bir açılım sağlayabilir. Harflerin okunuşlarını örneğin İngilizceyle karşılaştırarak düşünelim. “A” yazdığımızda Türkçede (ve örneğin Fransızcada) “a” olarak okuyoruz, ancak İngilizcede “ey” olarak okuyoruz. Peki, “E” harfine gelelim. İngilizce alfabeyi sayarken açık bir “i” şeklinde okuduğumuz bu harf, yine örneğin Fransızcada dört farklı şekilde yazılabiliyor ve hepsinde kelimenin okunuşunu değiştiriyor: é (ince e), è (açık e), ê (bir başka açık e) ve aksan eklenmemiş haliyle sadece “e”.

Sevgili okuyucularım, Fransızca, Almanca veya İspanyolcada yadırgamadığımız bu aksan işaretleri, dilin Latin alfabesi içinde kalarak yazıya geçirilmesindeki inceliklerdir. Başka bir deyişle, dili dil yapan inceliklerdendir. Konuştuğumuz dili bir alfabe aracılığıyla yazıya geçirirken nüansları da içermek, konuştuğumuz dile en yakın şekilde ifade etmek isteriz. Türkçedeki ç, ğ, ı, ö, ş, ü gibi harflerin yüklendikleri işlev de budur. Şapka kullanmama kararı bana Türkçe karakterlerin de gereksiz bulunabileceğini düşündürüyor. Hatta bu dusunceyi biraz ileri goturursem, “Sonucta nasil okuyacagimi biliyorum” diyorsaniz ve bu cumleyi icinizden cengelleri, harflerin tepesindeki noktalari ekleyerek veya eksilterek okuyabiliyorsaniz (ki bu dijital cagda hic de yadirgadigimiz bir sey degil) kolaylikla alfabeden bu harflerin cikarilmasini da savunabilirsiniz gibi geliyor.

“Şapkalar kalktı hacı” inanışının temelinde, TDK’nın birkaç sene önce aldığı, batı dillerinden gelen kelimelerde şapka kullanmama kararı var: Reklam, plan, klavye, aklıma ilk gelen örnekler. Konuyla ilgili ntvmsnbc haberine bakılabilir.

Ayrıca bazı durumlarda şapkalar üzerine geldikleri “a”yı uzatırken, öncesinde gelen “k”yı da yanlış şekilde inceltmemize sebep oluyorlar. Hangi kelimelere şapka koyacağınızla ilgili tereddüte düştüğünüzde TDK’nın açıklamasına bakmanızı öneririm.

Ayrıca Türkçeyle ilgili en güvendiğim kaynak olan Necmiye Alpay’ın Türkçe Sorunları Kılavuzu‘nda (Metis, 2000, ikinci basım 2004 – her eve lazım) bu konuyla ilgili ayrıntılı açıklama bulunabilir (sayfa 74). Kullanacağınız kelimede şapka gerekli mi emin olamadıysanız yine bu kılavuza başvurabilirsiniz.

Şunu da eklemek isterim: Şu anda kullandığımız alfabe ve Türkçeyi bu alfabeyle yazıya geçirme pratiği daha 100 yaşında bile değil. Cumhuriyet’in ilk onyıllarındaki Öztürkçeci politika ve tartışmalar, eski kelimelerin hızla dillerden silinmesine sebep oldu. Dilin konvansiyonları üzerinde uzlaşma bir türlü sağlanamadı: Bir bitişik bir ayrı yazılan kelimeler, yabancı dilden geçen kelimeyi okunuşuyla mı yazmalı tartışmaları, eskisinin yerine önerilen Öztürkçe kelimelerin dalga konusu olması (çokoturgaçlıgötürgeç — gençler belki bilmez, otobüs için önerilmişti)… O arada hikâye mi öykü mü, şehir mi kent mi, kelime mi sözcük mü derken bir baktık eskisine ayrı anlam yenisine nüanslarla farklılaşan ayrı bir anlam afteder olmuşuz.  Kelime tercihlerine bağlı muhafazakârlık tartışmalarına başka bir başlık altında değinmek istediğim için burada kısa keseceğim ve düzeltme işareti kullanımının gerekli olduğunu savunduğumu tekrarlamakla yetineceğim.

Ezcümle, şapka kullanalım, kullandıralım.

“Türkiyeli”

SORU

Merhaba Gramer Abla.

Ben bu “Türkiyeli” lafına gıcık oluyorum. Tam sizin konunuza giriyor mu bilmiyorum ama bu konudaki görüşlerinizi paylaşırsanız sevinirim.

Teşekkürler,

Murat Ç.

—————————————

ÖNERİLER

Sevgili Murat,

Sorunun cevabı çok basit. Biraz anlatayım, hemen anlayacaksın.

Biliyorsun Amerikalı, Avusturyalı, Yeni Zelandalı, Portekizli, Meksikalı… gibi ifadeler vatandaşlık belirtmek için kullanılır.

En kolay anlayacağın şekilde anlatmaya çalışayım: “Azeri” dediğin zaman bir “soy” tanımı yapmış olursun. Azerbaycan Türklerine “Azeri” denir. Şöyle düşün: Sen Rus’sun, ama Azerbaycan’da doğup büyümüşsün (veya sonradan yerleşmişsin, fark etmez) ve Azerbaycan vatandaşısın. Bu durumda sana ne demeliyiz? Azeri değilsin, değil mi? Ama Azerbaycanlısın.

Belki şu örnek de işini kolaylaştırır: İskoç’sun, Birleşik Krallık vatandaşısın. Sana “İngiliz” diyelim mi? Ya da ailenin soyağacına baktığımızda Katalan’sın ve Avusturya vatandaşısın. Bu durumda Katalan bir Avusturyalı olursun.

Kısacası, Türk ve Türkiyeli iki farklı şey. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına da “Türk” deniyor. Ancak “Türk” aynı zamanda bir soyu tanımladığı için başka soyları dışlamış oluyorsun. Diyelim ki ben Beyaz Rus’um. Büyükannem Türkiye’ye göçmüş. Türkiye vatandaşıyım. Bana “Türk” mü diyeceksin? Hayır, “Türkiyeli” demen gerekir.

Umuyorum yardımcı olabilmişimdir.

Başka soruların olursa her zaman beklerim.

GA

Bitişik mi ayrı mı: Var olmak, yer almak, kastetmek

SORU

Sevgili Gramer Abla,

Simdi bu yazacagim bir gramer sorusu olmayabilir ama benim kafamin karisik oldugu bir konu var. Sana sormadan edemeyecegim. Siteni buldugumda kendimi sansli hissettim:

Var olmak veya yer almak gibi fiilerin nasil yazildigini bir turlu ogrenemiyorum. Bazi editorler varolmak/yeralmak yanlisi bazilari degil. Nedir ya da ne olmalidir bunun mantigi?

Simdiden tesekkurler,
E.

——————————————-

ÖNERİLER

Sevgili E,

Öncelikle şunu belirtmek isterim, “Gramer Abla”yı komik bir ifade olduğu için seçtim. Elbette bana gramer ve dilbilgisi dışındaki dille ve yazıyla ilgili konularda da soru yöneltebilirsiniz.

Bir ifadenin ayrı mı yoksa bitişik mi yazıldığını öğrenmek için şöyle düşünmek işe yarar: Eğer iki kelimeden biri bu ifade içinde anlam değiştiriyorsa veya yazılışı değişiyorsa, sadece bu durumda bitişik yazılır. Örneğin “bir şey” ayrı yazılır, çünkü bahsi geçen “BİR” tane “ŞEY”dir. İki kelime de kendi anlamlarını kaybetmezler.

Ama “birtakım” bitişik yazılır, çünkü “takım” anlamını kaybeder. “Birtakım”, kimi, bazıları anlamlarına gelen bir sıfata dönüşmüştür.
Sorun aslında birleşik fiillerle ilgili. Aynı kural bunlar için de geçerli. “Var olmak”, “sağ ol”, “yer almak”, “var etmek”, “hoş tutmak”, “ant içmek”, “söz vermek”, “sevk etmek”, “fark etmek”…

“Var olmak”la ilgili dikkat etmen gereken bir husus var yalnız: “Varoluş” ve “varoluşçuluk” bitişik yazılır. Eğer bu anlamda, örneğin bir felsefe metninde kullanılıyorsa, “varolmak” da bitişik yazılır.

Bazı editörlerin “varolmak” ve “yeralmak” birleşik fiillerini bitişik yazdığını söylemişsin. Evet, kişisel fikrimi sorarsan “farketmek”, “kastetmek”, “sevketmek” bana da yanlış gelmiyor. Ancak bu yazılışlarda keyfiyete yer bıraktığımızda dilde tutarsızlıklar oluşuyor. Ben her zaman yukarıdaki kurala göre muhakeme etmeyi tercih ediyorum. Diyebilirsin ki “yer almak”taki “yer” de bildiğimiz “yer” değil, ama kelimenin elle tutulmayan bir anlamı da var (“yeri doldurulamaz”da olduğu gibi). Bence “anlamı değişmiyorsa ayrı” kuralını takip edersen hata yapma ihtimalin düşer.

Yazılışı değiştiğinde de bitişik yazıldığını unutma. Bunun için de en iyi örnek “kastetmek”. “Kasıt”tan geldiği ve kelimenin yazılışı değiştiği, aradaki “ı” düştüğü için bitişik yazıyoruz bu fiili.

Sorularını her zaman beklerim.
Sevgiler,
GA

Nasıl teşekkür etmeli?

Bir okuyucumuzun kime nasıl teşekkür etmesi gerektiğiyle ilgili kafası karışmış. Birine teşekkür etmek için kullandığı kalıpların bir listesini yapmış ve bu listedeki kalıplarla ilgili görüşlerimi rica etmiş. Şöyledir efendim:

  • Teşekkürler > Kısa, pratik, her zaman uygun.
  • Teşekkür ederim > Kişiselleşmiş teşekkür.
  • Teşekkür! > Yanlış, kullanmayınız.
  • Teşekkür ettim. > “Geçen gün Ayşe’yle karşılaştım, bana o pastaneyi önerdiği için teşekkür ettim. Çilekli turtaları hakikaten nefis.” gibi bir cümle içinde kullanmıyorsanız, günlük hayatta karşınızda duran birine teşekkür etmek için ASLA kullanmayınız.
  • Mersi / Çok mersi. > Bazı durumlarda kullanılıyor, özellikle pahalı bir hizmet aldığınızda tercih edebilirsiniz.
  • Sağol / Sağolun. > Teşekkürü ifadenin içten bir yolu. Ailecek beğenerek kullanıyoruz. Yalnız sen/siz ayrımı barındırdığı için zaman zaman zorlayıcı olabilir.
  • Çok yaşa! > Tezahuratlı teşekkür.
  • Eyvallah! > Delikanlı teşekkürü.
  • Allah razı olsun. > Mümin teşekkür.

Listeye eklemeleriniz olursa yorumlarınızı bekleriz.

Bir dahaki konumuza kadar esen kalın,

Gramer Abla